Bir ülke dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olsa da ekonomisi ağır bir çöküşe sürüklendi. Teknolojik, hukuki ve siyasi kararlar bu krizin temel dinamiklerini şekillendirdi.
ABD Enerji Bilgi İdaresi’ne göre Venezuela, yaklaşık 303 milyar varil kanıtlanmış petrol rezervine sahip; bu rakam dünya sıralamasında ilk sırada gösteriliyor. Ancak gerçek şu ki rezervlerin çoğu ağır petrol olup Orinoco Kuşağı‘nda yoğunlaşıyor. Bu tür petrol, ısıtma, seyreltici kullanımı ve özel tesisler olmadan rafine aşamasına getirilemiyor; bu da üretimin maliyetlerini petrol fiyatlarına bağımlı kılıyor. Yıllarca dış ortaklıklar sayesinde gerekli teknoloji ve sermaye gelmiş olsa da bu destek 2000’li yılların başında kırıldı.
Krizin teknik temeli: ağır petrol ve Orinoco Kuşağı
Venezuela’nın enerji varlığı, dünyadaki en geniş kanıtlanmış rezervlerle dikkat çekiyor; fakat çoğu ağır petrol olarak tanımlanan yoğun ve viskoz petrol. 303 milyar varilin üzerinde görülen bu rezerv, Orinoco Kuşağı‘nda yoğunlaşıyor. Ağır petrol üretimi için ileri düzey teknoloji, ısıtma ve seyreltici gerekliği, ayrıca rafinere hazır hale getirmek için özel tesisler şart. Fiyatlar düştüğünde bu üretim ekonomiye zarar verir; yüksek petrol fiyatlarıysa kârlılığı mümkün kılar. Uzun yıllar dış ortaklı teknolojik ve finansal destek alınsa da bu ekosistem, büyük ölçüde kırıldı.
PDVSA ve kamulaştırma dönemi
Venezuela formal olarak 1970’lerde petrol sektörünü kamulaştırsa da 2000’li yılların başlarında kamulaştırma dalgası hız kazandı. Yabancı şirketler, ortaklıklarını küçülttü ya da varlıklarını devletleştirdi. Exxon Mobil ve ConocoPhillips gibi büyük firmalar yatırımını çekti ve tazminat talebiyle uluslararası tahkime başvurdu. Uluslararası mahkemeler bu şirketlere milyarlarca dolar ödenmesi gerektiğine karar verdi; Venezuela ise çoğu kararı uygulamaya koymadı. Bu arka plan, PDVSA için dış finansman ve teknik kapasitenin daralmasına yol açtı; pek çok nitelikli mühendis ülkeyi terk etti; rafineriler ve boru hatları bakımsız kaldı; üretim, savaştan önceki 3 milyon varil/gün civarından günümüzde çok daha aşağılara geriledi.
Yaptırımlar ve küresel politika penceresi
ABD öncülüğündeki yaptırımlar, Venezuela’nın enerji şirketlerini küresel finansman ağından izole etti; petrol gelirleri Maduro yönetiminin güç kaynağını oluşturmaya devam ederken, konuşulmaya başlanan “stolen oil” söylemi ABD kamuoyunda politika aracı olarak öne çıktı. Petrol satışları, aracı şirketler ve hurda tankerler üzerinden yürütülürken izlenebilirlik ve akış kanalları baskılanıyor. Bu süreç, enerji politikasındaki gerilimi ve Venezuela–ABD ilişkilerini doğrudan etkiliyor.
Gelecek için senaryolar
Maduro’nun tutuklandığı haberinin ardından petrol sektörü belirsizlik içinde. Olası senaryolardan biri, geçiş hükümetinin yabancı petrol şirketlerini yeniden çekmesini, tahkim süreçlerini yeniden açmasını ve yatırım için yeni çerçeveler kurmasını içerebilir. Çin ve Rusya gibi aktörler ise çıkarlarını korumaya çalışacak; bazıları kredilerini ve güvencelerini sürdürmeyi hedefleyecek. Ancak hızlı bir toparlanma ihtimali düşük görünüyor. Ağır petrol üretiminin eski hızına dönmesi, tesislerin yeniden inşası, altyapının modernizasyonu ve kalifiye insan kaynağının geri kazanılması yıllar alacaktır; özellikle düşük petrol fiyatları bu süreci daha da yavaşlatabilir.
Enerji üretiminin toparlanmasında kilit zorluklar
Güçlü bir toparlanma için altyapı yatırımları, teknoloji transferi ve finansmana erişim gerekiyor. Ağır petrolün rekabetçi seviyelere çıkarılabilmesi için uluslararası iş birliklerinin yeniden kurulması ve güven veren uzun vadeli kontratların tesis edilmesi kritik öneme sahip. Bu süreç, küresel enerji piyasalarında da etkili seyir izleyebilir.